Lütfen bekleyin...

‘kitap’

üzgünlük-ibrahim tenekeci

photo8 üzgünlük ibrahim tenekeci

ibrahim tenekeci ile lisedeyken tanışmıştım ve ilk okuduğum kitabı “üzgünlük” olmuştu. tanımadığım birinin günlüğünü okurken hiç de rahatsız olmadım işin aslı. unutmadığım bir bölümü var ki yazmadan geçmem;

-baba bu ne?

+kuş

-niye?

sonrasında peltek vaiz ve üç köpük‘ le devam ettim ancak hiçbirisi üzgünlük kadar yer etmedi bende.

mevlana-iskender pala

mevlana iskender pala mevlana iskender pala

iskender pala bu kitabında mesnevi‘ den bölümlere yer vermiş. üslup olarak ağır gelebilir düşüncesiyle otobüste giderken, metro beklerken ya da başınız dumanlıyken okumamanızı tavsiye ederim, zira üzerinde düşünülmesi gereken oldukça cümle var.

la lâ

nazan bekiroğlu‘ nun tadına doyulmaz bir diğer kitabı. önceki postlarımdan birinde değinmiştim bu kitaba okumadan evvel.

Hz. Adem(as) ve Hz. Havva validemizin yaratılışları, birbirlerine kavuşmaları, cennetten ayrılma sebepleri, pişmanlıkları,

çocukları Habil ve Kabil‘ in fıtratları, dünya üzerinde işlenen ilk cinayet ve sonrasını edebiyatın daha güzelleri kurulamayacak cümleleriyle anlatmış bizlere.

ilk kez öğrendiğim çok şey oldu kitaptan, ayrıca ayetlerden de destek alınarak yazılmış hikaye.

iyi bir nazan bekiroğlu takipçisi iseniz zaten okumuş/okuyacaksınızdır, benim sözüm henüz tanışmamış olanlara;

Hz Adem ve Havva (as) keşfetmeye yok musunuz?

lâ-nazan bekiroğlu

la lâ nazan bekiroğlu

ilk okuduğum kitabı ‘nun masalları’ oldu, okumadığım kitapları ise; Şair Nigâr Hanım (İnceleme; İletişim Yayınları, 1998) ve Halide Edib Adıvar (İnceleme; Şule Yayınları, 1999). okumadım çünkü edebiyatseverlere bıraktım sanırım o kitapları.. çok kafa yorarak anlamaya çalıştığım sayfaları oldu acaba neyden bahsediyor ki diyerek, hiç çaba sarfetmeden sadece cümlelerin nefis ahenginde gezindiğim zamanlar oldu, kah başım otobüs penceresine dayalı kah battaniyeme gömülmüş herkese küsmüş zamanlarımda okuduğum.. ben niye böyle güzel böyle ağdalı böyle çok anlamlı cümleler kuramıyorum Allah’ım diye ufacık da olsa isyanlara girmişim, kıskanmış olmanın verdiği gözü dönmüşlükten olsa gerek..  ‘la’ adıyla 2008 yılında bir kitabı daha çıktı lakin henüz okumadım, en kısa sürede okumuş olurum inşallah, nazan bekiroğlu serisine tekrar başlamak göründü bana yine.. mor mürekkebiyle mavi lalesiyle cam ırmağı cam taş gemisiyle..

dip not: la’ yı okuyorum şu anda..

minimal öykü denemelerim

‘üşengeç insan’
….

‘gece’
karanlığı sessizlikle parçaladı..susturdu herkesi fütursuzca..korkuturken korkan bi hali vardı..
dayanamadı gitti..sırası geldiğinde tekrar geldi..korktu, korkuttu ve yine gitti..

‘bir’
-kim o?
-senim!

‘anne’
en güzel sesin sahibi, en güzel yüzün sahibi, cennetin hali misali serilip bekledigi..
sıkı giyin üşütme sakın diye tembih etti ama ben de unutanlardan oldum..

‘kendim’
dün tanıştım kendimle, selam verdim tanımadı bile..kimsin die sordu senim işte dedim..
iyi değilsin sen git uyu görmeyeyim bir daha buralarda dedi.. dudağımdaki alaycı gülümseyişle peki dedim ve gidermiş gibi yaptım..
kandırdım yine kendimi..

‘huzur’
nutella kavanozunun dibini bulduğunda omuzlarından büyük bir yük kalktı..
artık çikolataya doymuştu..kuş gibi hafiflemişti..en sevdiği uykuya dalacaktı birazdan..gözlerinin içi gülüyordu..

’saçmalık’
yazıp duruyordu..ne yazdığını bilmeden..çok da umrunda olmadan..
rastgele sıralıyordu harfleri yanyana koyunca neye benzeyeceklerini bilmeden..
olsun, yazası gelmişti bir kere ve tutamıyordu kendisini..

‘içim’
dil: bazen iç’ liyim bazen dış’ li, bir türlü içli dışli olamıyorum..
iç ses: içim dışım bir değil lakin her yere beraber gidiyoruz..

‘huysuz’
dilden gitmeyen acı tadın huzursuzluğu,
hafizanın kontrol edilememesi,
içteki sesin çığrından çıkması,
kendisiyle başa çıkamama ihtimali..
çekil git benden..

’soğuk’
eşofman üstüne giyildiğinde dahi büyük gelen hırkanın eteklerinin eşofman altının içine sokulma isteği..
ıhlamur kokusu sobanın üstündeki..güyümün hemen yanında yer alan çaydanlıktan çıkan..
mandalinadan nasreddin hoca yapılan zamanlar..

‘beyaz papyon’
küçüklüğümün kısıklı’ sındaki araba galerisinin adı..simdi yok.

bit palas

bit palas bit palas

kaldığım yerden devam etmek için kitaba uzandığımda kapaktaki böcek fotografını bi anlık dalgınlık sonucu gerçek sanıp minik bi çığlık atmama sebep olandır..elif safak çok iyi takip ettiğim bi yazar değildir hatta hakkında önyargılarım da vardır..ancak bunları kırmak için, gittiğim iki günlük amasra gezisinde çarşının başındaki kitapçıdan herhangi bir elif safak imzalı kitap almak geldi içimden ve kapağı itibariyle bit palas diğerlerini yendi..gerçekten orijinal bi karşılama fotografı olmuş yazarı keşfetmeye doğru yola çıkmak isteyenler için.(04.08.2006 15:21)

kitap bittikten sonra;

bittiginde ‘lan..’ diyip karşı koltuğa fırlattığım kitap..(08.08.2006 16:11)

makyaj yapan ölüler

makyaj makyaj yapan ölüler

öncesinde, güzel cümlelerle süslenmiş modern masallar anlatan bir kitabı elime aldığımı düşünmüşlüğüm vardır.ancak ilk yazının son sayfalarında masal değil gerçekten gerçek olduğunu hayretler içerisinde görünce yok daha neler diye söylene söylene bir çırpıda bitirivermiştim.anlatılan masal aslında yaşanmışlığın ta kendisiydi ve işte örnekleriyle önümde duruyordu.farkedilmeyenleri farketmeye doğru yolculuğa çıkmak isteyenler için ali ural‘ın bu güçlü kalemi ön sıralarda yerini almalıdır..
(16.07.2006 13:34)

posta kutusundaki mızıka

posta posta kutusundaki mızıka

ali ural in mektup-deneme tarzinda yazdigi kitabin adi.insan bi kitabi bitmesin diye okumak istemez mi..bu kitap ilk kez böyle bir celiski yasatti..o kadar ben ki nolur bitmesinlerle okudum her okuyusumda..bu mizikayi herkes calmali ve caldiktan sonra baskalarinin posta kutusuna birakmali..
(13.07.2006 20:24 ~ 20:25)